19 Nisan 2026, Pazar Dijital ve Yeni Nesil Haberin Kaynağı      
CANLI
Magazin

‘Çocuksu estetik şiddeti yumuşatır, karmaşık bir çatışmayı basit ve anlaşılır hale getirir’

‘Çocuksu estetik şiddeti yumuşatır, karmaşık bir çatışmayı basit ve anlaşılır hale getirir’
‘Çocuksu estetik şiddeti yumuşatır, karmaşık bir çatışmayı basit ve anlaşılır hale getirir’
Haberin Devamı

Lego temalı videolar bir haftadır her yerde. Explosive Media adlı grubun paylaştığı bu ‘oyuncaklı’ savaş videoları Batılı kullanıcıların da ‘el vermesiyle’ viral oldu. Görüşüne başvurduğumuz akademisyenler “İran bir mesaj göndermekten ziyade, Batı’nın görsel ekosistemine sızıyor” diyor ve çocuksu çizgilerle izleyicilerin savunma mekanizmalarını düşürdüğünü iddia ediyor.

1914-1915 yıllarına ait bir Alman kartpostalı. Osmanlı, Boğazlar’ı koruyan fesli bir çocuk olarak resmedilmiş.

‘Batı’yı kendi silahıyla vurmak…’

Ömer Durmaz, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde öğretim görevlisi

Haberin Devamı

Geçmişte propaganda daha çok merkezi bir üretimdi; devletin kontrolünde, profesyonel grafikçiler tarafından, ağır ve ikna etmeye dönük bir dille üretilirdi. Bugünse yapay zekâyla birlikte bu yapı tamamen çözülmüş durumda. Artık propaganda tekil bir ‘eser’ değil, sürekli çoğalan bir görsel akış. Bu açıdan bakıldığında bir süreklilik var. Çünkü propaganda hâlâ duyguları yönlendiriyor, tarafları keskinleştiriyor ve karmaşık gerçekliği basitleştiriyor. Ama aynı zamanda çok radikal bir kopuşda söz konusu. Çünkü üretim merkezsizleşti, anonimleşti ve hız kazandı. Bu da propagandayı bir mesaj olmaktan çıkarıp adeta bir ‘görsel atmosfer’e dönüştürdü. Artık tek bir görselle değil, o görselin dolaştığı estetik evrene bakarak anlam kuruyoruz.

‘Net bir strateji’

Klasik savaş afişlerindeki kahramanlık estetiğinin yerini bugün daha oyunsu, ironik ve hatta zaman zaman çocukça görünen bir dile bırakması da bu dönüşümle doğrudan ilişkili. Günümüz izleyicisi otoriter ve didaktik dile karşı daha dirençli; buna karşılık ironiyi, mesafeyi ve görsel oyunları daha kolay benimsiyor. Bu noktada ‘The Lego Movie’ estetiğinin tercih edilmesi tesadüf değil. Bu estetik şiddeti yumuşatır, karmaşık bir çatışmayı basit ve anlaşılır hale getirir ve izleyicinin savunma mekanizmasını düşürür. Ama asıl dikkat çekici olan bunun Batı’ya ait bir görsel dil olması. İran yalnızca propaganda üretmiyor; Batı’nın kendi ürettiği popüler kültür kodlarını alıp ona karşı kullanıyor. Bu anlamda ortada çok net bir strateji var: Batı’yı kendi görsel silahıyla vurmak. Hollywood’un, animasyon endüstrisinin ve dijital platformların ürettiği estetik dil bu kez Batı kamuoyuna yöneltiliyor. Dolayısıyla iletişim kuramcısı Marshall McLuhan bir kez daha haklı çıkıyor ve ‘medium’ (araç) gerçekten mesajın kendisine dönüşüyor. Çünkü anlatılan kadar, hangi mecrada ve nasıl anlatıldı-
ğı da ideolojik.

Haberin Devamı

Bu videoların Batı medyasında hızla yayılması da tam olarak bu yüzden. İran’ın ‘kapalı bir dilden çıkıp’ küresel bir ikon kullanması önemli ama asıl mesele bundan daha ileri. Bu içerikler Batı izleyicisinin zaten aşina olduğu bir görsel dili konuşuyor. Yani izleyici, politik olarak mesafeli olsa bile estetik olarak yabancılık çekmiyor. Bu da içeriğin hızla dolaşıma girmesini sağlıyor. Burada propaganda artık klasik anlamda ikna etmeye çalışmıyor; daha çok görünür olmaya, paylaşılmaya ve yeniden üretilmeye çalışıyor. Lego estetiği, kısa video formu ve stilizasyon bu yüzden tercih ediliyor. İran bir mesaj göndermekten ziyade, Batı’nın görsel ekosistemine sızıyor. Bu da aslında çağdaş propagandanın en önemli stratejilerinden biri: Karşı tarafın dilini konuşmak, hatta o dili ondan daha etkin kullanmak.

Haberin Devamı

Fiziksel efemeranın yerini alan bu uçucu dijital içeriklerin gelecekte nasıl değerlendirileceği müzecilik ve arşivcilik açısından çok kritik. Afişler somut bir nesneydi; saklanabilir, sergilenebilir ve bağlamı büyük ölçüde korunabilirdi. Bugünse bu içerikler sürekli değişiyor, yeniden üretiliyor ve çoğu zaman orijinal halleri bile sabit değil. Bu yüzden bunları tekil eserler olarak değil, dolaşım biçimleriyle düşünmek gerekiyor. Yani gelecekte bu videoların kendisinden çok nasıl yayıldıkları, hangi bağlamlarda tüketildikleri ve hangi görsel kodları kullandıkları önemli olacak.

‘Temel Reis ve Süpermen’in Nazilerle savaşması gibi’

Haberin Devamı

Doç. Dr. Caner Çakı, Ahi Evran Üniversitesi

1979 İran İslam Devrimi’nden sonra propaganda araçları doğrudan Humeyni’nin denetimine girdi. Dinsel söylemlerin hâkim olduğu, ABD’nin doğrudan hedef alındığı bir döneme geçildi. İran, özellikle İran-Irak Savaşı sırasında ilk büyük propaganda sınavını verdi. O dönemde doğrudan Saddam Hüseyin’i karalamaya yönelik bir yöntem izlendi. Savaşta ölenlerin ‘cennete gideceği’ vurgusu, yani dini argümanlar, o günkü söylemin merkezindeydi. 80’li yıllarda amaç, rejimin meşruiyetini halk nezdinde tesis etmekti.

20’nci yüzyılın tamamı gazete, radyo ve televizyon gibi geleneksel medyanın kontrolündeydi. Bugünse yeni medya dediğimiz çevrimiçi ve bilgisayar tabanlı ağlar, geleneksel medyayı tahtından etti. Yeni medya; düşük maliyetli, hızlı ve sınır tanımayan yapısıyla İran gibi uluslararası arenada sesini duyurmak isteyen ülkeler için bulunmaz bir nimet haline geldi.

Haberin Devamı

Burada ‘Neden Lego’ sorusu önemli. Lego’lar, tıpkı eski propaganda afişlerindeki karikatürler gibi istenildiği gibi yönetilebiliyor. Lego’larla bir ordunun zaferini veya düşmanın perişan halini yansıtabilirsiniz. Ancak çok daha kritik bir işlevi var: Savaşın sert yüzünü yumuşatmak.

1. Dünya Savaşı’ndaki ittifak devletlerini gösteren bir kartpostal.

‘Kamuflaj sağlar’

Savaşın ‘çocuksu’ bir dille anlatılması aslında yeni de değil. Birinci Dünya Savaşı’ndaki Alman kartpostallarında veya Mao dönemi Çin Halk Cumhuriyeti görsellerinde çocuk figürlerinin, oyuncak silahların kullanıldığını görürüz. Buradaki amaç, savaşın kanlı ve yıkıcı yüzünü geri plana itmektir. Eğer parçalanmış cesetler gösterirseniz, bu izleyicide olumsuz bir algı yaratır. Ancak bu Lego figürleri çocuktan yetişkine herkes korkuya kapılmadan izleyebiliyor. İran da bugün bu ‘yumuşama’ stratejisini izliyor.

Ayrıca Instagram veya X gibi platformlarda şiddet içeren gerçek bir savaş görüntüsü paylaştığınızda anında engellenirsiniz. Ancak Lego animasyonlarını çocuk kitaplarına kadar sokabilirsiniz; hiçbir filtreye takılmazlar. Bu bir nevi ‘algoritmik kamuflaj’dır. Ayrıca küresel bir sembol olan Lego’nun seçilmesi, mesajın yerel sınırları aşarak her kültürden insana ulaşmasını sağlıyor. Eskiden Temel Reis ve Süpermen’in Nazi Almanya’sına karşı savaşması gibi bugün de Lego figürleri ABD ordusuna karşı savaşıyor.

Propaganda her zaman devlet eliyle kurgulanmaz. Bazen rejim destekçisi gruplar veya bireyler içerik üretir. Nazi dönemindeki Der Stürmer gazetesi bunun en uç örneğidir; bazen o kadar sertleşirdi ki Naziler bile “Bu kadar da olmaz” derdi. Bugün sosyal medyada yayılan Lego videolarının ne kadarının doğrudan devlet destekli olduğunu bilemeyiz ancak söylemlerin devletin resmi politikalarıyla tutarlı olduğu bir gerçek.

İran’ın geçmişteki propagandası “Amerika’ya ölüm” gibi çok sert söylemlerle Amerikan kamuoyunu kendisine karşı birleştirmesiydi. Bugünse bu ‘oyunsu’ içerikler üzerinden daha stratejik, Amerikan halkının sokaklara dökülmesini veya savaşa karşı çıkmasını amaçlayan bir dil kurgulanıyor. Savaşın o ağır yükü, yapay zekâ ve dijital animasyonlar yardımıyla bir ‘haklılık mücadelesi’ hikâyesine dönüştürülüyor.

Kaynak: Hurriyet

Bu haberi paylaş

İlgili Haberler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir